Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bir avcı avını avlamak için onun gaflet zamanını beklemektedir, avını gaflete düşürmeye çalışır,av gaflete düştümü onu rahtlıkla avlar. Karada ve havada bulunan hayvanlar Allah’ı tesbih ettikleri müddetce avcı onları avlayamaz. İnsanlar da Allah’ı andıkları müdetce şeytanın tuzağına düşmez onun oklarının hedefi olmazlar.
İslam düşmanları günümüzde müslümanları avlamak için müsait bir ortamı beklemekte ve onlar Allah’tan, haktan, Kur’an’dan gaflet ettikleri anda onları avlarlar. Onların zaaf noktalarının peşindedirler; mezhebi duyarlılıklar, milli duygular düşmanın en önemli silahlarındandır.
Emperyalistler ya mezhebi farklılıkları gündeme getirip müslümanları birbirine düşürmekte veya milli duyguları kabartıp birbirinden koparmaya çalışmaktadırlar. Bu hedef doğrultusunda öncelikle avını toplumun ileri gelenlerinden, halk arasında söz sahibi kişilerden seçmektedir. Onların siyasal alanda basiret ve feraset zayıflığından yararlanarak olanları tercih etmektedir. Bunların içinden makam, mevki hırsı olanlar, İslam’a hizmet adına hemen onların ağına düşmektedir.
Şiisi, Sünnisi bütün müslümanlar çok dikkatli olmalıdır. Günümüzde siyonist kaynaklı fitne tekrar gündeme getirilerek müslümanların birlik bereberliği zedelenmek isteniyor. Emperyal zihniyetin karşısında en büyük engel olan müslümanlarların “vahdet seddi” yıkılmaya çalışılıyor.
Gerçi tarihte de bu gibi fitneler hep olmuştur ama hidayet önderleri, müslümanların kardeşliğini hep güçlendirmiş ve müslümanların vahdet seddine bir halel gelmesini engellemişlerdir.
Zalim tağuti güçler hep kılık değiştirerek müslümanları kandırmayı başarmış ve müslümanların kendi elleriyle vahdet, birlik ve kardeşliğe darbe vurarak kendi saflarına çekmişlerdir.
Hidayet önderleri müslümanları her dönemde uyarmış ve hakim tağutların hilelerine karşı uyanık olmaya davet etmişlerdir. Tarihte hiçbir Masum İmam, Sünni müslümanlara karşı bir savaş ve propaganda yapmamışlardır. Kendileri en zor şartlarda baskı, işkence ve hapisde olmalarına rağmen Şii müslümanları Sünni müslümanlarla vahdete, kardeşliğe ve birlik beraberliğe davet etmişlerdir. İmamların mücadelesinin Sünni müslümanlara karşı olduğunu düşünenler tamamen yanılmakta ve emperyal gücün ağına düşerek avlanmışlardır.
Saltanatlarını sürdürebilmek için müslüman kılığına giren tağuti güçler asla Sünni değillerdir. Emevi saltanatı Sünni saltanat değil, kendilerini Sünni müslüman tanıtıp Sünni elbisesine bürünmüş zalimler ve onların yardımcılarıdır. Emevi saltanatında makam sahibi olanlar, zahiri müslümanlar Sünni olmadıkları gibi, Ehlibeyt dostu elbisesine bürünmüş saltanatın yanında yer alan, onlarla işbirliğine girenler de Şii müslüman değillerdir. Masum İmamlar her iki grubu da kınamış ve müslüman elbisesine bürünüp tağutun yanında yer alan bu sahte müslümanlara dikkat edilmesi gerektiğini buyurmuşlardır. Dört tane masum imamı şehid eden bu zihniyettir. Asıl hedefleri İslamı yok etmek olan Emevi saltanatını İslam devleti olarak gören müslümanlar da onlarla aynı kefededir.
Abbasi saltanatının Emevi diktatörlüğünden geri kalan yanı yoktur. Ehlibeyt’in adını kullanarak başa gelen Abbasiler, Emevi saltanatını devirdikten sonra giydikleri Ehlibeyt dostu maskesi çok geçmeden düştü. Saltanata gelmek için Emevileri devirmenin hemen ardından en büyük engel olan Masum imamları kontrollerine alıp etkisiz hale getirmeye çalışmışlardır, bunu başaramayınca da yedi masum İmamı şehid etmişlerdir. Anyı şekilde Abbasi saltanatını müslüman olarak görmek onlarla aynı hedefi paylaştığını gösterdiğinden onların hükmündedirler. Osmanlı saltanatı, Safavi saltanatı da bunlardan istisna değillerdir. Her birisi Sünni veya Şii elbisesi giymiş kendi saltanatlarını sürdürme peşinde olan tağuti rejimlerdir.
Masum İmamlar yaşamış oldukları yaklaşık üç asırlık dönemde asla müslümanları Sünni-Şii diye iki gruba ayırmamışlardır. “Müslüman maskesi takmış tağutlar ve hak imama tabi olanlar”, diğer bir deyimle“gerçek müslümanlar ve müslüman kisvesine bürünmüş sahte müslümanlar” olarak nitelemişlerdir. Bu hidayet önderleri bir taraftan zalim tağuta itaat edilmemesi gerektiğini vurguluyor, diğer taraftan bu zalim tağuti sistemlerin İslami görünümlerine aldanılmamasını buyuruyor, bir diğer taraftan ise müslümanların vahdet ve birliklerinin farz olduğunu beyan ediyorlardı.
Masum imamların siretinden de anlaşıldığı gibi onların bütün mücadeleleri, hangi isimle olursa olsun ilahi olmayan sistemlere karşı idi.
Günümüze geldiğimizde bu zalim tağuti zihniyetin kılık değiştirmiş olduğunu görmekteyiz. Zihniyet aynı ama isimler değişik. Zihniyet aynı ama taktikler farklı. Hedef aynı ama stratejiler ve metodlar farklı. Günümüzde emperyal tağuti güç, bir taraftan müslüman ülkelerine kendi zihniyetini sürdürecek kukla rejimleri yerleştiriyor, diğer taraftan hidayet önderlerinin yolunu takip eden ülkeleri ve müslümanları tehdit, baskı, ambargo gibi yollarla sindirmeye çalışıyor ve diğer taraftan da müslümanlar arasına Şii-Sünni fitnesini sokarak vahdetlerini bozmaya çalışıyor. Bu hedefine ulaşmak için bütün müslümanların düşmanı olan “Vahhabi zihniyetini” ortaya çıkarmış, kavga ortamı oluşturmak için ise bunun karşısında “gulatları” takviye etmektedir. Ne “vahabiler Sünnidir” ne de “gulatlar Şii” ve ne de halkı müslüman olan ülkelere musallat olmuş “tağuti rejimler” İslamidir. Bundan dolayıdır ki, müslüman ülkelerdeki “İslami uyanış” konusunda müslümanların vahdet ve birliğini korumları gerektiğini beyan eden müçtehidler özellikle Rehber Hamanei bu fitne karşısında uyanık olmaya davet ediyorlar.
İşte günümüzde Şii-Sünni fitnesini çıkarmak isteyen emperyal tağuti güç en müsait ortamı ve fırsatı bulma peşindedir; bazen Sünnileri kullanıp Şiilere saldırtmaktadır, bazen ise Şiileri tahrik edip Sünnilere düşmalık yapmalarını sağlamaktadır. Bu oyuna gelenler de aynı şekilde ne gerçek Sünnidir, ne de gerçek Şii.
Şiinin düşmanı Sünni değildir bilakis zalim, tağut, emperyalist güç ve onlara destek verenlerdir.
Sünninin düşmanı Şii değildir bilakis aynı şekilde emperyalist tağuti zihniyet, kafir ve müşriklerdir.
Şii ve Sünninin ortak düşmanı, İslam’ın, Peygamberin, Kuran’ın ve Masum İmamların düşmanıdır, kısacası gerçek müslümanların düşmanı Allah’a düşmanlık edendir.
Müslümanlar İmam Sadık (a.s) buyurduğu gibi, Allah’ı zikretmekten gaflet ettikleri, ilahi söylemler yerine emperyalistlerin sloganlarını tekrarladıkları müddetçe düşmanların ağına düşüp avlanmaktan emanda olamayacaklardır.
Gaflet uykusundan uyanıp,Allah’ı daimen zikr ederek müslümanların vahdetini, birliğini ve kardeşliğini koruma yolunda ilahi vazifeyi yerine getirme ümidiyle.....
Abdullah Özgür